Avukatlık bürosundan marka olur mu?
Avukatlık büro adlarının marka olarak tescil edilmesinden doğan hukuki korumanın sınırları ve bu kapsamda avukatın disiplin sorumluluğu
Avukatlık ofisi isimlerinin marka olarak tescil ettirilmesine yönelik uygulamalar, çoğu durumda meslek mensupları tarafından yeterince fark edilmese de, disiplin hukuku bakımından açık bir ihlal niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte, bu yolla tescil edilen markaların “avukatlık hizmetleri” yönünden herhangi bir hukuki koruma sağlaması da mümkün değildir.
Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 7. fıkrasında, avukatlık hizmetinin marka tesciline konu edilemeyeceği açık ve emredici biçimde düzenlenmiştir. Anılan hükümde, “Avukatlık hizmetini kapsamına alacak şekilde marka tescil edilemez, bu nitelikte marka başvurusunda bulunulamaz.” ifadesine yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 12. maddesinde ise bu yasağa aykırı davranıldığının tespiti hâlinde, baro tarafından re’sen disiplin soruşturması açılacağı öngörülmüştür.
Bu noktada önemle vurgulanması gereken husus, yasaklanan fiilin markanın tescil edilmesi değil, avukat tarafından bu yönde başvuruda bulunulması olduğudur. Zira Türk Patent ve Marka Kurumu, marka başvurularını Reklam Yasağı Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde re’sen denetlemediğinden, avukatlık ofisi adına yapılan bir marka başvurusunun şeklen tescil edilmesi mümkündür. Ancak bu durum, tescil belgesinin avukatlık hizmetleri bakımından hukuki sonuç doğuracağı anlamına gelmez.
Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca avukatlık faaliyeti, ticari bir faaliyet olmayıp kamu hizmeti niteliği taşıyan bir serbest meslek olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun’un 11. maddesinde ise avukatın tacirlik, esnaflık veya diğer ticari faaliyetlerle bağdaşmayan iş ve eylemlerde bulunamayacağı düzenlenmiştir. Buna karşılık marka, hukuki niteliği itibarıyla ticari hayata özgü bir ayırt edici işaret olup, temel fonksiyonu teşebbüslerin mal ve hizmetlerini piyasada birbirinden ayırt edilebilir kılmaktır. Nitekim Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesinde de marka sahibine tanınan münhasır yetkiler, yalnızca ticaret alanında izinsiz kullanımlar bakımından hüküm ve sonuç doğuracak şekilde düzenlenmiştir.
Bu bağlamda, avukatlık faaliyeti ile marka hukukunun koruma alanları arasında hukuki nitelik bakımından bir örtüşme bulunmamaktadır. Avukatlık hizmeti, ticari bir mal veya hizmet sunumu olarak kabul edilemeyeceğinden, marka hukukuna özgü münhasır hakların bu alana teşmil edilmesi mümkün değildir.
Öte yandan Reklam Yasağı Yönetmeliği uyarınca, avukatların tabela ve benzeri tanıtım araçlarında yalnızca ad ve soyadlarına, avukatlık unvanlarına ve varsa akademik unvanlarına yer vermeleri mümkündür. Bu unsurlar dışında herhangi bir isim, ibare, şekil veya ayırt edici işaret kullanılması açıkça yasaklanmıştır. Bu nedenle bir avukatın soyadını marka olarak tescil ettirmiş olması, meslektaşlarının kendi ad ve soyadlarını “hukuk bürosu” ibaresiyle birlikte kullanmalarını engelleyici bir hukuki sonuç doğurmaz. Örneğin soyadı “Aslan” olan bir avukatın bu ibareyi marka olarak tescil ettirmiş bulunması hâlinde dahi, farklı şehirlerde faaliyet gösteren ve “Aslan Hukuk Bürosu” unvanını kullanan meslektaşları bakımından herhangi bir men’i talep hakkı doğmayacaktır. Kaldı ki Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesinde, marka sahibinin, dürüstlük kuralına uygun ve ticari hayatın olağan akışı içinde gerçek kişilerin kendi adlarını veya adreslerini kullanmalarını engelleyemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Uygulamada karşılaşılan “ofis adını marka ile güvence altına alma” arayışı bakımından ise hukuken mümkün olan tek yol, marka başvurusunun avukatlık hizmetlerini dışlayacak şekilde kurgulanmasıdır. Başvuruda “avukatlık”, “hukuk bürosu” veya benzeri ifadelerden kaçınılarak, ticari nitelik taşıyan danışmanlık veya müşavirlik hizmetleri yönünden uygun sınıflarda marka tesciline gidilmesi hâlinde, en azından üçüncü kişilerin aynı ibareyi ticari marka olarak kullanmalarının önüne geçilmesi mümkün olabilir.
Nitekim Danıştay 8. Dairesi’nin 31.10.2018 tarihli, E. 2013/7021, K. 2018/6222 sayılı kararında; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca markanın, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan bir işaret olduğu ve bu düzenlemeden sınai ve ticari faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişilerin yararlanabileceği vurgulanmıştır. Kararda ayrıca, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca avukatlığın kamu hizmeti niteliği taşıyan bir serbest meslek faaliyeti olduğu hatırlatılmış; bu itibarla, sınai ve ticari faaliyet yürüten kişilere tanınmış bir imkândan, hukuk alanında kamu hizmeti ifa eden avukatların yararlanabileceğini ileri sürmenin hukuken mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu gerekçelerle, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 7. fıkrasında ve bu düzenlemeye dayanılarak davacı hakkında tesis edilen bireysel işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.



